Şimdi Bana Kaybolan Yıllarımı Verseler.

4
50
views

Hadi gelin 2008 yılına gidelim. Henüz yaşım 14. Bu yazıda herhangi bir teknolojik bilgi olmayacaktır. Android, Linux, WordPress ya da herhangi bir şey le ilgili bir bilgi yoktur. Sadece hayatımı anlatmak istedim ilgilenen okur istemeyen de banane senin hayatından deyip sekmeyi kapatabilir. Herhalde ben öyle yapardım. Bence de okumayın bu yazıyı boş verin. En iyisi sekmeyi kapatmak.

Neyse kapatmayan okuyan arkadaşlar için yazmaya devam ediyorum. Benden büyük ve ya yaşıtlarım bilir. Çocukken küçük asker oyuncakları vardı. Tüfekli falan yeşil böyle. Onlarla oynamayı çok severdik. Yani ben severdim. Neyse o küçük yaşlarda, küçük derken 8-10 yaşlardan bahsediyorum. İşte bu zamanlarda hemen hemen her çocuk ya asker ya da polis olmak ister. Sonra değişir düşünceler. Bazılarının da değişmez. Gece gündüz onun için çalışır, emek verir. Birçok şeyden vazgeçer. O vazgeçtiklerine ilerde de sahip olamaz. Bunun henüz farkında değildir. Bunu o yaşta bilmek oldukça güçtür. Sadece o yaşta masumca kaybettiklerini önemseyemez çünkü onların değerinin farkında değildir. Tek bir hedefi vardır ve ona sahip olmalıdır. Asıl o çocuğu hırslandıran da budur. Çocukluk hayalini daha çocukken gerçekleştirebilmek. Bundan öte daha büyük bir şey olabilir mi? Bence olamaz. Henüz 6.sınıftayken(5+3 sistemin de ya da her ne derseniz eski sistemde orta okul 1.sınıf oluyor.) bir öğretmeni derki “Çocuklar ALS(Askeri Liselere Giriş Sınavı) var ve 8.sınıf sonunda sizde girebilirsiniz sınava ve isterseniz sizde Asker olabilirsiniz.” Herhalde okulda duyabileceğiniz en gaza getirici cümle bu olabilir. Çocuk çok gaza gelir. Hadi başlasın maraton. Hani hep bir maratona benzetirler ya bu sınav süreçlerini ondan kullandım bende bu kelimeyi. Hafif hafif derslere yoğunlaşmaya başlar o cümleyi duyan çocuk. Sınavlar yüksek gelir hedefi hep önündedir. Ulaşamayacağı yerde değil. Neyse ya uzatmaya gerek yok. İşte çocuk ondan sonra çalışmaya başlar aylar yıllar geçer ve sınav günü gelir.  26 Nisan 2009. Çocuk heyecanlı her gece gündüz soru çözmüş ve o an gelmiş. Tarihi an, ya hedefine ulaşacak ya da o hedefi, ilaç kutularında yazan çocukların ulaşamayacağı yerde saklayınız da ki ulaşamayacağı yere gitmiş olacak. Girer sınava soruları çözmeye başlar. Başta eli ayağına dolanır. Yapamaz soruları. Sonra bir durur etrafına bakınır ve birkaç kişinin böyle çatır çatır çözdüğünü görür. Sonra der ki “ Ya arkadaş bu çocuklar çözüyorsa ben neden çözemeyeceğim.” Derin derin nefes almaya başlar. Ve sorulara odaklanır. Sınav gözetmeni son dakikaların olduğunu söyler. Sınav bitmiştir. Ve sorularda bitmiştir. Bundan sonra sınavın açıklanmasını beklemekten başka çare yoktur. Heyecanlı bekleyişin ardından sınav sonuçları açıklanır. İşte hedefe yakınlaşmıştı çocuk. Mülakat için çağırılacağı günü bekler. Mülakat için hazırlık yapar çıkar dışarıya koşu yapar, top atar hoplar zıplar. Unuttum bu arada hani kaybettiklerinin değerini bilmez dedim ya. Çocuk bu sınava hazırlık sürecinde babasından azar işitir. Babası derki “ Seni o okula göndermem. İstemiyorum gitmeni” Çocuk anında cevap verir. “Benim hayatıma karışma baba ne olursa olsun ben o okula gitmek istiyorum.” Babanın endişesini çocuk anlamaz o yaşta. Ama bu yaşta anlıyor işte.

Yazı çok sıkıcı oldu bence okumayın boş verin. Zaten ilerde iyice kötü şeyler olacak.

Mülakata gider. Hayatında ilk olmasada kendini bildiği zamanlarda ilk defa bu martıların sesini çok net duymuş ve hala kulaklarında çınlar. Kuleli Askeri Lisesi yakınlarında bir pansiyonda geçirdiler gecelerini ailesiyle. Pencereden martı seseleri ile uymaya çalışır. Ertesi gün büyük gün. Mülakatta ön sağlık muayenesi, top atma, zıplama, koşma, mekik çekme ve sözlü mülakat vardı. Mülakatta başarılı olup olmadığını henüz bilmeyenler topluluğu bir salonda oturup bekler. Sonra bir asker gelir ve isim okur. Kendi ismini duyar ve askerin peşine takılır bir grup. Bir odanın önünde bekler. İşte orda ki konuşmalar hafızadan hiç silinmez. Bir çocuk abi kesin elendik der. Öbürü yok ya ne elenmesi kabul ettiler işte. Diğeri elendik falan filan. Neyse sonuçların içinde olduğu dosyaları verirler çocuklara. Ve kabul edilmişlerdir. Sırada Genel sağlık muayenesi vardı ve bu Hava Harp Okulunda yapılacaktı. Ailelere en az 2 gün süreceği ve çocukların okulda ağırlanacağı bilgisi verildi. E hayliyle çocuğun ailesi de İstanbul da dayılarına gitmek için yola çıktılar. Neyse sağlık muayenesi söylendiği gibi 2 gün değil sabahtan akşam mesai bitimine kadar bitti. İşte diğer tarihi an. Bu çocuk o grup içinde lider seçilmişti. Yani her grup ta bir tane Harp 4 yani 1 Ay sonra ki Teğmen vardı. Ve bu çocuk o Teğmen adayına yardım etmek için seçilmişti. Akşam herkesi hastanenin önündeki alanda topladılar. Tek tek isim isim çağırıp ellerine Askeri Öğrenci Olabilir raporunu veya Askeri Öğrenci Olamaz raporunu veriyorlardı. Çocuk bekliyor bekliyor çağıran yok. Sonra kapıdan o Teğmen adayı çıktı. Göz göze geldiler ve hemen o Teğmen adayı arkadaşından kâğıtların yarısı aldı ve hızlı hızlı okumaya başladı. Sonra o çocuğun kağıdı geldi eline göz göze baktılar yine ve Teğmen adayı kağıdı alta koydu. Diğer kağıtları bitirdikten sonra o çocuğu yanına çağırdı ve o çocuktan bir söz istedi. Işıklar Askeri Lisesine gitmesi konusunda. Çocuk çok mutluydu sarıldılar görüşürüz dediler ve çocuk arkasına döndü ailesine koşacaktı fakat ailesi yoktu yoldalardı geliyorlardı fakat yetişemediler. Daha sonra bir tanıdığını gördü çocuk. Onlarla beraber oradan çıkıp Kadıköy vapuruna bindiler. Ailesi de Kadıköy de onları karşılayacaktı. Çocuk elindeki sıra numarasını vapurdan denize bıraktı. Ve dedi ki “Bunda böyle Askerim” hedefime ulaştım. Ailesiyle kucaklaşıp düştüler memleket yoluna. Daha henüz 14 yaşındaki bu çocuk büyük bir iş başarmıştı. Alın teriyle, bileğinin hakkıyla asker olmayı başarmıştı. Sonra asil yedek listeleri açıklanmıştı. Kuleli Askeri Lisesinde Asil, Deniz Lisesinde Yedek, Işıklar Askeri Lisesinde yedek görünüyordu. Korkuyordu. Işıklar Askeri Hava Lisesine girememekten. Elinde telefon bir Işıkları bir Deniz Lisesini arıyordu. Işıklar Askeri Lisesi sıra gelmez gibi dedi. Daha sonra Deniz Lisesini aradı. Telefonu bir Yüzbaşı açtı. “Büyük ihtimalle az sonra biz seni arayacaktık. Ben sana yapman gerekenleri anlatayım sen hazırlaya dur. Kesinleşince ararız.” Derken arkadan “Bir Kişi gelmiyor sıradaki” dediler. Yüzbaşı çocuğa o güzel haberi verdi. “Serhat seni bekliyoruz belgelerinle kayıt işlemi yaptırmaya gelebilirsin” Çocuk mutluluktan evde bir oraya bir buraya zıplıyordu. Belgeler hazırlandı yola koyulundu. Kayıt olundu ve o şanlı üniformayı üzerine giyebildi.

Buraya kadar okuduysanız bravo gerçekten. Bundan sonrası hiç iç açıcı değil. Sekeme de bulunan çarpı işaretine basabilirsiniz.

Tüm bu zorluklardan sonra mutluydu. Her şeye rağmen çocuk yaşta hayaline ulaşabildi. Gel zaman git zaman güzel anıları oldu. Ama hep bir şeyler kaçıyordu. Memleketinde olan şeylerden hep uzaktaydı. Bir şeyler kaçırıyordu. Ama yapacak bir şey yoktu. Bir subay kolay yetişmiyordu. Hıyar bile kolay yetişmiyor. Fedakarlık etmesi gerekiyordu. Bu kadar olaydan sonra 2014 de Deniz Harp Okuluna geçmeye hak kazanmıştı. O küçük çocuk 19 yaşına gelmişti. Büyümüştü bir şeylerin farkındaydı artık. Harp okulunda Liseden farklı olacaktı. Biliyordu. Sorumlulukları olacaktı. Ve kendini tamamen mesleğine göre hazırlayacaktı. Fakat hiçbir şey öyle olmadı. İlk sene çok zor geçti cezalar psikolojik olarak onu yıpratmıştı. Buraya gelirken kendine koyduğu hedeflere bir türlü odaklanamıyordu. Başka şeylerle başa çıkması gerekiyordu. Öyle yada böyle bir şekilde ilk yılı bitirdi. Her şey daha güzel olacaktı. İkinci yılında öylede oldu. Kendini her türlü alanda özellikle teknoloji alanında, bilgisayar alanında mesleğine faydalı olacağını düşünerek geliştirmeye başladı. Bundan sonra her şey daha güzel olacaktı. Fakat bir komutanı şöyle demişti. “Sakın Pazartesi gününden Cumartesi günü ne yapacağınızı planlamayın. Çünkü illaki o planınızı değiştirmek zorunda kalırsınız”. Biz işte ömürlük planımızı yapmıştık. Asker olarak yaşayacağız. Ama öyle olmuyormuş.

Siyasi bir şeyler yazmak istemiyorum ama elde değil. Hani biz o kadar dil döktük. Lütfen araştırın, tarayın kimin ne olduğu belli. Yapmayın bunu bize. Dedik ama olmadı. Deniz Harp Okulunda ki 1000(bin) kişiyi araştıramadılar. Herkesi hayallerinden, emeklerinden ettiler. Neyse dedik. Ülkemizin bize illa orada ihtiyacı yok diye kendimizi teselli ettik. Ülkemizi daha iyi yerlerde temsil edeceğiz dedik Üniformadan daha güzel bir şeyin olmadığını söyleyemeden. Bazen kendinizi kandırmaya çalışırsınız. Diğer tarafı görmemek için. Fakat o yaşadığınız anılar gözünüzün önünden gitmez. Kulağınızda çınlar bağırarak söylediğiniz marşlar. Vatan Sana Canım Feda dersin üniformanın içinde, sonra olmaz işte. Geriye bir apolet, çakı cevizi, künye ve her gün başında taşıdığın şapkan ve üstünde onurla taşıdığın üniforma. Yazı kötü olmaya başladı zaten bitiyor ister bitirin ister şimdi kapatın. Üniforma üstümüzden çıktı ama kalbine işleyen o üniformayı kimsenin çıkarmaya gücü yetmez. Bu vatan kolay kazanılmadı öyle kolayda bırakılmaz.

Şimdi Sezen Aksu’nun dediği gibi “Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler” demiyoruz. Çünkü bu yıllar bize çok şey öğretti. Evet şuan hepimiz sivil hayatta sudan çıkmış balık gibiyiz fakat hiçbir şey kayıp değil. Sınıf olarak her zaman söylediğimizi söylemek istiyorum. Güzel günler göreceğiz çocuklar inanın.

Sağlıcakla kalın.

Bu arada bu kullandığım üslup(yazıyı okumayın, kapatın vb.) Lemony Snicket’ın Talihsiz Serüvenler kitabından alıntıdır.

 

4 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here