Bir gaza geldik açtık blog. İyi açtık ta neden boş bu site. Neyse biraz kendimden bahsedeyim. Hazır hayatımın değişiminin yıl dönümüne 15 gün kala. Benim adım Aydın Serhat SEZEN. Zira her yerde yazıyor.
Öğrenim hayatıma Anadolu Üniversitesinde bulunan Mustafa Kemal İlköğretim okulunda başladım. İlk 3 yıl güzel geçti fakat ne olduysa okulum değişti. Buradan Mehmet Akif Ersoy İlköğretim okuluna geçtim. Kalan 5 yılımı burada geçirdim. Burada da oldu güzel günler ama daha iyi olabilirdi. Tanışmasak falan. Neyse devam.
Hiç unutmadığım bir anımı anlatmadan geçemeyeceğim. 5.sınıf öğlenciydim. Şimdi o da kalmadı galiba neyse sabah kalktım üstümü giyindim ve yatakta öylece yata kalmışım. İçerde bir kanat sesi duymamla yataktan fırlamam bir oldu. Bir de ne göreyim balkondan kuş odaya girmiş. Koşarak çıktım odadan. Uyku falan kalmadı tabi. Neyse annem kuşu çıkardı. Sonra kahvaltı falan servisle geçtim okula. Her zamanki gibi yine okula biraz erken gelmişiz ve toplanmış toprak sahada top oynuyoruz. Ama harbiden top öyle içine taş doldurulmuş şişeyle değil. Bir çalım, iki çalım, üç çalım durduramıyorlar sağdan kopmuş gidiyorum. Sonra birden ayağıma bir tekme sonra toprak tadı ve taşlar. Sanki yere düşmüşüm. Ama baya iyi düşmüşüm ki sağ el bileğimde fena bir acı. Arkadan kahkaha atanlar mı dersiniz, yok bir şey devam et diyenler mi dersiniz? Neyse hiç birine kafayı takmıyorum. Karizmayı çizdirmemek uğruna göz yaşlarıma hakim olmaya çalışıyorum. Neyse üstümü başımı temizledim o kol ağrısıyla gidip bağıra bağıra hep birlikte ANDIMIZI okuduk. Unutanlar, bilmeyenler yada tekrar tekrar dinleyerek özlem gidermek isteyenler buradan dinleyebilir. Sonra sınıfa geçtim ama benim bileğimdeki acı artık gittikçe arttı ve derse gelen öğretmenime bu durumu söyledim. Sınıftan çıkıp müdür odasına geçtik. Aileye bilgi verildi. Koşarak geldiler. Ve hemen hastaneye. Film çekildi. Kırık. Doktorun yan odasına geçtik. Komşumuzda gelmiş annemle. Ben sedyeye oturdum. Bir hasta bakıcı arkama diğeri önüme geçti. İşte tam o sırada komşumuz eline aldığı bir bezi benim ağzıma soktu ve ısır dedi. O ısır demesiyle bu iki AMCA kolumu çekiştirmeye başladı. Ama nasıl bir acıdır tarifi yok. Üstünden 12 yıl geçmiş olmasına rağmen hala o acıyı unutamadım. Neyse işte alçıya aldılar falan derken bu işkence de bitti.
İşte böyle bir anıdır bu da.
Daha sonra 6.sınıfa geçtiğimde (orta 1) çömezdik. Hentbol takımına girdim. İyi oynuyorduk. Zerrin Hocamız sağ olsun çok ilgilenmişti bizimle. 1 sene daha oynadım ve 8.sınıfa geçtiğimde yaşım tutmuyordu oynamak için ve takımda oynayamıyordum. Ama tribünde yerimiz hazırdı her zaman.
Her çocuğun hayali askerlik benimde hayalimdi. Başvurduk kazandık derken. SEVDİĞİM her şey geride kalmış ben gidiyordum. Heybeli’ye gidiyordum. Gel zaman git zaman üniforma bizim tenimiz, derimiz, her şeyimiz olmuştu. Zaten bu konuları anlatmıştım, buraları geçiyorum.
Gelelim Harbiye’ye. Subaylık hayatımda gemide görevdeyken boş zamanlarımda oyun yaparım, yazılım geliştiririm falan diye düşünerek Harbiye 1.sınıf da bölüm seçimlerinde Bilgisayar Mühendisliğini seçtim. Gerçi tek neden bu değil. Bazı subaylardan kaçış yolu olabilir. He işe yaradı mı yaradı. 😊 Ama asıl sebep hobim yazılım olsun diyeydi.
İşte bu süreçte mekatronik kulübüne girdim. Orada üst sınıflarım sağ olsunlar her türlü desteği verdiler. Güzel işler de çıkardık. Aslında hobim olarak seçtiğim mesleği, subaylık hayatımda mühendislik sınıfına geçip profesyonel olarak TSK için, ülkem için yerli yazılımlar üretmek olarak fikrim değişmeye başlıyordu. Tüm bu çelişkiler içindeyken hayat bana hobi olarak seçtiğim bilgisayar mühendisliğini bana meslek olarak önüme sunmuş 7 yıl boyunca hayalini kurduğumuz o tek kroslu teğmen rütbesini bizden almıştı.
Hani filmlerde olur ya
–Hayat yeter!! Daha yüklenme kaldıramayacağım.
–Daha fazla dibe batmak istemiyorum.
–Dipte olan daha fazla dibe batmaz.
Gibi cümleler vardır. İşte bizler bu cümlelerin içinde bir girdaba girmiş gibiyiz. Sürekli o girdapta nefes almaya çalışıyoruz.
Şimdi bu cümlelere atıfta bulunan bir şiir alıntılıyorum.
Şiirin tamamı burda.
Bir noktadan sonra her şeyin normale dönmesi için değil de;
İşlerin bundan daha kötüye gitmemesi için dua edersin..
Mesela dersin daha kötü ne olabilir. Oluyor ya daha kötüsü oluyor. Sürekli sanki o girdapta artık nefes alamıyor gibi oluyorsun.
Başın dönüyor,gözlerin kararıyor ve bilincini yitiriyorsun sanki….
İşte orada başlıyor sonsuz karanlık. Karanlık ki ne karanlık.
Sonra o karanlığın içinde o sakallı amcayı görüyorum.

-Sende kimsin be adam.
-Evlat hayırdır. Bok gibisin.
-He amca bok gibi. Hızlı hızlı dibe batıyorum. Sanki tabakhaneye bok yetiştireceğim. Kusmam lazım 1 dk. Pardon. Başım dönüyor fazlasıyla. Neyse sana bir sorum var? Buradaysan bana bir yardımın olacaktır demek bu. Sence sonsuz karanlık var mıdır? Bitmiyor bu girdap. Sürekli dibine çekiyor beni. Girdap tan nasıl kurtulabilirim?
-Sonsuz mu karanlık. Sonsuz karanlık yoktur. Çok saçma, sonsuz karanlık ne. Sürekli ağlayabilir misin? Şimdi başlasan ağlamaya ne kadar ağlayabilirsin? Karanlık da öyle bir yerde biter göz yaşları gibi. Hiçbir şey sonsuz değildir. Sonsuz sadece bilmediğimiz şeylerden kaçış yoludur. Sana son sözüm şudur “…yerini vaktinde terk etmeyi bilmek gerçek olgunluktur, sadece acizler kalmakta ısrar eder…”
– Anladım da bu söz hmm neydi adı? Heh hatırladım Victor Hugo’ya ait değil mi?
– Hadi evlat kalk artık sen aciz misin? Yoksa gerçek bir olgun mu? Bunu herkese göstermelisin. Girdaptan kurtuluşun ancak onunla mücadele ederek olur. Mücadele etmezsen onunla yaşamaya başlarsın ve sana hiçbir faydası olmaz.
-Teşekkürler Beyamca.

Hadi kalkalım bakalım diyorsun sonra bir kez daha kafana vurup seni oturtuyor.
Sonra da birileri çıkıp diyor ki

-Hayatına Şükret. Hani siz dışardasınız. İÇERDE 310 HARBİYELİ VE MYO’LU SİLAH ARKADAŞINIZ VAR.
Halinize şükredin diyor ya hani. Bu mu halimiz kendi ağzınla söylüyorsun be adam. İÇERDE 310 SİLAH ARKADAŞIMIZ VAR. PEKİ NEDEN İÇERDE BU KARDEŞLERİMİZ. Söyleyeyim. BİRKAÇ TANE AKLINI YİTİRMİŞ SUBAY YÜZÜNDEN. BİRKAÇ TANE SUBAY BİR ARAYA GELMİŞ VE ALMIŞ BU ARKADAŞLARIMIZI GÖTÜRMÜŞ. PEKİ ŞİMDİ BURDA SUÇLU OLANLAR KİM.
Koskoca 1 yıl geçti. 1 yıl boyunca bunlar dillendirildi. Anlatıldı. Her şey yapıldı. Ama ne oldu hiçbir şey.
O zaman ne yapıyoruz. HALİMİZE ŞÜKREDİYORUZ. Varsa halimiz.
Neyse ya kimin umurunda zaten yazının buralarını bir ben okuyorum birde varsa 3 5 kişi. O yüzden rahatım yani istediğim gibi saçmalayabilirim. Sonuçta insanlar uzun yazıları gördü mü ilk birkaç satırını okuyup kapatıyor.
Ne demiş Victor Hugo Beyamcamız.
Gecenin en karanlık anı şafak sökmeden az öncedir…
Yani neymiş, demek ki bu olanlar, o şafak sökmeden az önceye ulaşma çabası. Daha hala o aşamaya gelmedik. Yani bu girdapta nefes almaya çalışacağız ne zaman ki artık nefes alamaz duruma gelir boğulma hissine kapılırsak işte o zaman o şafak sökme anında olduğunuzu hisseder ve son bir derin nefes alır gerçek bir olgun gibi ayağa kalkacağız.
Her şeyin hayırlısı.
Bu yazımda bana eşlik eden Victor Hugo ya teşekkür ediyorum.
victor hugo

victor hugo

Çok karıştı konular. Aslında güzel bir yazı oldu. Ne de olsa kimse okumaz bu yazıyı. Boş ver zaten bu ülkede en az değer gören şeydir emek. Kimsenin umurunda değildir.
Kimin aklına gelirdi, Anadolu Üniversitesinde ilkokula başlayıp subay olma hayaliyle Harbiye’ye girip oradan tekrar gelip Anadolu Üniversitesinden mühendis mezun olmak. Hayat bu işte. Tam olarak bu. 7 yıl emek verirsin donanımlı bir subay olmak için. Sonra 3 yıllık bir eğitimle mühendis olursun. Bu sırada da rakibin olan mühendislerden sıyrılman gerekir yaşayabilmek için. Para kazanabilmek için. Çalışırsın çalışırsın sonra bir an kafan karışır her şeyi yine boş verirsin. Dibe doğru yolculuk tekrar başlar.

*********
Tek başınasındır bu hayatta.
Aldığın hiçbir karar tatmin etmez.
Seçtiğin tüm yollar; çıkmaz sokaklara götürür seni.
*********
Çıkmaz sokaklarınızda size mutluluklar dilerim.